Altına dönüşmesini beklerken düşmana yem olan balina. -Özünde bir ebeveynlik hikayesi.-

 

Michael Ende’nin ‘Momo’ isimli kitabından aldığım bu hikaye bana günümüz ebeveynliğini çağrıştırdı. Siz de bir okuyun bakalım, aklınıza neler gelecek?

Gigi adında bır delikanlı, Momo’ya aşık aslında. Turist rehberliği yapıyor ve Momo’da yanlarındayken turistlere hikayeler anlatıyor. Yine bir gün:

“Çok sayın bayanlar ve baylar! Hepimizin öğrenmiş olacağı gibi, İmparatoriçe Strapazia Augustina ülkesini Titreklerle Çekişirlerin saldırılarına karşı korumak uğruna sayısız savaş yapmış ve kendisini uzun süre uğraştırmalarına öyle kızmıştı ki, bunları yendikten sonra hepsinin kökünü kurutmaya karar vermişti. Ama bir süre sonra onları bağışlayabileceğini söylemiş ve karşılığında Sasatraksolus’un altınbalığını istemişti.

“O çağlarda, sayın bayanlar ve baylar, altınbalıklar buralarda bilinmiyordu. İmparatoriçe Strapazia bir gezginden, Kral Sasatraksolus’un, büyür büyümez som altına dönüşen bir balığı olduğunu duymuştu. İmparatoriçe işte bu eşsiz balığa sahip olmak istiyordu.

“Haberi alan Kral Sasatraksolus bıyık altından güldü ve altınbalığını yatağının altına sakladı. İmparatoriçeye bunun yerine, kıymetli taşlarla süslü bir çorba kasesi içinde bir balina yavrusu gönderdi.

“Altınbalığının küçücük bir şey olduğunu düşünen İmparatoriçe balığın büyüklüğüne pek şaşırdı, ama büyük bir balığın daha çok altın vereceğini düşünerek sesini çıkarmadı. Balığın hiç de altına benzer bir parlaklığının olmaması canını sıkmıştı, ama sonunda altına dönüşeceği düşüncesi onu rahatlatmıştı. Kralın elçisi, balık büyümeden kesinlikle ona dokunmamalarını, yoksa altına dönüşmeyeceğini, bir kez daha sıkı sıkı tembih ederek gitti.

“Yavru balık, sayın bayanlar ve baylar, günden güne büyüyor ve inanılmayacak kadar çok yiyordu. İmparatoriçe zengin olduğu için balığa bol bol yem veriliyor, o da semirip yağlanıyordu. Kısa zamanda kase ona dar gelmeye başladı.

“Ne kadar büyürse, o kadar iyi diyen İmparatoriçe, onu kendi banyo küvetininin içine yerleştirdi. Çok geçmeden küvet de dar gelmeye başladı. Balık büyüdükçe büyüyordu. Bu kez onu İmparatorluk havuzuna koydular. Bir sığır kadar ağır olduğu için taşımak çok zor olmuştu.Taşıyan esirlerden birinin ayağı kayınca, İmparatoriçe onu hemen aslanlara attırdı. Çünkü balık onun için çok kıymetliydi.

“Lüks içinde yaşadığı halde sahip olduğu altınlarıyla yetinmeyen İmparatoriçe, her gün havuzun kenarında oturup balığın büyümesini seyrediyor, elde edeceği altını düşünerek tatlı hayaller kuruyordu.

” Kendi kendine sürekli olarak ‘Ne kadar büyürse, o kadar iyi’ deyip durduğu için bu cümle bir slogan olarak ilan edilmiş ve bütün  kamu binalarının duvarlarına tunçtan harflerle yazılmıştı.

“Fakat sonunda havuz da dar gelmeye başladı balığa. İşte o zaman İmparatoriçe şimdi burada yıkıntılarını gördüğünüz binayı yaptırdı. Sayın bayanlar ve baylar, burası bir zamanlar ağzına kadar suyla doldurulmuş koskocaman bir akvaryumdu ve balık ancak burada rahatça yüzebilirdi.

“Artık İmparatoviçe şu gördüğünüz köşede gece gündüz oturuyor ve dev balığın altına dönüşmesini bekliyordu. Balığı çalarlar diye ödü kopuyor, ne akrabalarına ne esirlerine, hiç kimseye güven duymuyordu. Orada otura otura bir süre sonra merak ve korkuyla yemeden içmeden kesildi. Zayıfladı, zayıfladı, iğne ipliğe döndü, ama gözünü kırpmadan balığa bakmaktan da vazgeçmedi. Koca balinaysa inadına semiriyordu ve görünüşe göre altına dönüşmeye hiç niyeti yok gibiydi. Strapazia artık devlet işlerine de boş vermeye başlamıştı.

“Titrekler ve Çekişirler de bunu bekliyorlardı. Kralları Sasatraksolus’un kumandasındaki bir orduyla saldırıya geçip bütün ülkeyi kısa sürede ele geçirdiler. Tek bir askerle bile karşılaşmadılar. Halk için zaten hükümdarın şu veya bu olması pek fark etmiyordu.

“İmpraratoriçe Strapazia en sonunda işi öğrendiği zaman hepinizin bildiği şu ünlü sözlerini söylemişti: “Yazıklar olsun! Keşke ben ….’ sonunu ne yazık ki biz de bilmiyoruz. Bildiğimiz tek şey, kendisini bu akvaryuma, balığın yanına attığı ve bütün umutlarına mezar olan bu yerde boğulduğudur. Kral Sasatraksolus ise zaferini kutlamak için balinayı kestirmiş ve halkına bir hafta boyunca kızarmış balık yedirmişti. Sayın bayanlar ve baylar, görüyorsunuz ya, her şeye inanmak insanın başına ne işler açıyor.”

Çocuğunun yeteneklerini, yapabileceklerini tanımak yerine hayalinde canlandırdığı çocuğu oluşturmaya çalışan bir ebeveyn profili aklıma geldi benim. Hayal ettiği gibi olabilmesi için de çocuğun ne istediğine bakmaksızın, her türlü imkanını seferber eden, kendini paralayan, hatta abartan, olmayan değerleri çocuğuna yükleyen bir ebeveyn profili.

Bir baksa tanımaya çalışsa bütün problemler çözülecek ama değil, hayalindeki çocuğu oluşturabilmek için sahip olduğu çocuğu harcamak, sahip olduğunun kim olduğunu umursamamak.

Çocuğun uygun olmayan ortamda yetişmesi ve daha iyi olacak diye ihtiyacından fazlası verilmesi. Bunu günümüz çocuklarının küçük yaştan itibaren akademik endişelerle, yeteneği olsun olmasın kurslara, aktivitelere boğulması olarak düşünün. Bunca kargaşayı kaldıramayan çocuğun, kendinde olan yeteneklerinin de ölmesi. (Balinanın küvette olması)

Aşırı değer yüklemesiyle maddi ve manevi, ihtiyacından fazlasıyla beslemek.

Hatta öyle ki, hayalindeki çocuk profiline kavuşabilmek için kendinden bile vazgeçmek. Sürekli kontrol etmek, her an yanında olmak. Kendi hayatını hiçe sayacak kadar. (hikayede merak ve korkuyla yemeyi, içmeyi unutan Kraliçenin hali) Bu iki kelime tam bir özet niteliğinde MERAK ve KORKU. Merkezde hep çocuğun olması, onun uğruna insanları bile kolayca harcayabilmek.

Sonra da sisteme kurban olan, ne bir yeteneği olan ne de yaptığı işten memnun olan mutsuz nesiller.

Oysa sahip olduğumuz çocuğu olduğu gibi kabul etsek, onu tanısak, ona kulak versek. Ressam olmak isteyen çocuğu doktor ol diye zorlamasak. Bıraksak onu engin okyanuslara, merak ve korkuyla başından beklemeden. Biz de kendi hayatımızı ona rehberlik ederek yaşasak, saçımızı süpürge etmeden onun yeteneklerine de güvensek. Onun eşini, işini, evini planlamak yerine, kim olduğuyla ilgilenip kişiliğine yatırım yapsak…

 

0 Comments

Add Yours →

Bir cevap yazın