Avusturya’da bir eğitim yılının daha sonuna geliyoruz. Haziran demek, okullarda telaşlı
bir Sommerfest (yaz şenliği) hazırlığı demek. Eğer benim gibi bir veliyseniz —hele bir de göçmen kökenli, kendi ülkesindeki okul geleneklerini hatırlayan biriyseniz— sahneye bakarken aklınıza muhtemelen aynı soru takılıyor:
Çocuklar neden sürekli dans ediyor?
Bizim büyüdüğümüz okullardaki o uzun replikli tiyatro oyunları, şiir dinletileri, tek tek sahneye çıkıp bir şeyler okuyan çocuklar… Buralarda neredeyse hiç yok. Onun yerine pop şarkıları eşliğinde, hep birlikte ritim tutan koreografiler var.
Önce şunu söyleyeyim: Bu kesin bir kural değil. Bazı okullarda hâlâ küçük tiyatrolar, korolar, şiir köşeleri de oluyor. Ama genel eğilim açıkça dans ve müzik ağırlıklı. Peki neden? Resmî bir “tiyatro yapmayın” genelgesi olduğu için değil. Bence işin arkasında, Avusturya eğitim sisteminin kendi mantığından doğan birkaç sebep var. Gelin bunları konuşalım.
1. Dil Engeli ve Kapsayıcılık (Inklusion)
Viyana gibi şehirlerde sınıfların en büyük gerçeği çok dillilik. Aynı sınıfta ana dili Almanca olan çocuklarla, Avusturya’ya daha üç hafta önce gelmiş, Almancayla yeni tanışan çocuklar yan yana oturuyor.
Şimdi düşünün: Uzun diyaloglu bir tiyatro oyunu seçtiğinizde başroller ister istemez Almancayı en akıcı konuşan çocuklara gidiyor. Dili henüz oturmamış çocuğa ya “ağaç” rolü kalıyor ya da sahne arkası bir görev veriliyordu. Yani tiyatro, farkında olmadan bir hiyerarşi kurabilirdi. Zaten dil konusunda sıkıntı çeken bu çocukları (akranlarının gerisinde kalma hissiyle) psikolojik olarak daha da geriletebilirdi.
Dans ise öyle değil. Ritim ve beden dili evrensel. Çocuğun ana dilinin ne olduğu, ülkeye ne zaman geldiği, dilde ne kadar iyi veya kötü olduğu fark etmiyor — herkes aynı koreografinin parçası olabiliyor. Bu yüzden dans, hiçbir çocuğu dili yüzünden dışarıda bırakmamanın en pratik yolu gibi görünüyor. Elbette okullarda sırf bu nedenle okul sonu programlarında dans yapılmıyor, yani tek nedeni bu değil; bu sadece benim bakış açım ve yorumum.
2. “Performans Baskısı” Değil, “Birlikte Üretme” Kültürü
Avusturya’nın ilkokul pedagojisi, küçük çocukların üzerine spot ışığı tutup onları yarıştırmaktan bilinçli olarak kaçınıyor. Genel olarak ilkokul eğitim sistemi içerisinde performans baskısı yok fakat bir çocuğun tüm eğitim, kariyer ve akademik geleceğini de ilkokul başarısı (4. sınıftaki yönlendirme) belirliyor — bu da ayrı bir konu. Buna da ayrıca değineceğim.
Tiyatroda bir çocuğun repliğini unutması, sahne korkusuna kapılması ya da donup kalması bütün oyunu sekteye uğratabilir — ve o çocukta kalıcı bir başarısızlık hissi bırakabilir. Dansta ise bireysel bir hata göze batmaz; çocuk yanındaki arkadaşına bakıp ritmi yeniden yakalar. Sorumluluk tek bir omuzda değil, bütün grupta. Zaten çocuklar velilerin önünde dans ederken gayet eğleniyor görünüyorlar. “Doğru yaptım, yanlış yaptım” kaygısı olmadan, oradan oraya savrulmalı, özgürce bir dans gösterisi…
Burada amaç kusursuz bir sanat eseri çıkarmak değil, “birlikte bir şey yapmanın” keyfini yaşatmak. Bu, küçük yaşta sahneyle kurulan ilişki açısından bence değerli bir tercih.
Bir taraftan çocuklarımın bu şekilde eğlenmesi hoşuma giderken, diğer taraftan içimde kopan fırtınalarla ilkokul sene sonu gösterisinde hazırlandığım o eski tiyatro sahneleri aklıma geliyor. Çocukları izlerken içimden, “Yahu her şeyde de eğlenemezsiniz!” diye hafifçe hayıflanmıyor değilim.
3. Müfredat Sıkışıklığı ve Zaman
Bunu en çok öğretmenler bilir: Zaman hiç yetmiyor. Mayıstan itibaren notların kesinleşmesi, geziler, spor günleri derken haziran su gibi akıyor.
Bir tiyatro oyunu aylarca ezber, prova, dekor ister; bu da akademik derslerin haftalarca aksaması demek. Oysa bir dans ya da müzik gösterisi, Bewegung und Sport (beden eğitimi) veya müzik derslerinin içine katılarak, müfredatı bölmeden hazırlanabiliyor. Yani dans, aynı zamanda pratik bir çözüm. Üstelik çok taraflı bir kazanım.
4. Hareket Pedagojisi: “Bewegte Schule”
Bu sonuncusu, sadece benim yorumum değil — Avusturya’nın resmî bir eğitim konsepti. “Bewegte Schule” (Hareketli Okul), Eğitim Bakanlığı’nın da desteklediği, kendi ağı ve okul programları olan bir yaklaşım. Temel fikir şu: Çocuklar gün boyu sırada hareketsiz oturmamalı; hareket, sadece spor dersinde değil, okul hayatının her yerinde olmalı. Zaten genel olarak dersi takip edememe, konsantrasyon eksikliği gibi durumların söz konusu olduğu yeni jenerasyonda, saatlerce hareketsiz ders dinlemek anlamsız olurdu.
Sene sonu gösterilerindeki dans da aslında bu felsefenin görünür hâli. Çocuğun enerjisini koreografiyle dışa vurması, motor becerilerini geliştirmesi, kendi bedeniyle barışık olması… Sahnede özgüvenle dans eden bir çocuk, aslında “bedenimin kontrolü bende” duygusunu yaşıyor. Sadece çocukları değil, izleyen biz ebeveynleri de coşturuyor bu durum. Şenliğin olduğu gün her yerde bir bayram havası esiyor; çocuklar şen, veliler mutlu görünüyorlar.
Ha, bir de herhangi bir kıyafet zorunluluğunun olmayışı da işimizi kolaylaştırıyor. Sadece okulun logosunun olduğu bir tişört veriliyor çocuklara (ücretini veliler ödüyor tabii ki) ama tişörtün altına ne giyeceği, ayakkabısı vs. hiç dikkate alınmıyor. İsterse terlikle gelsin, kimsenin umurunda değil.
Son Söz: Bir Veli Olarak Ben Ne Düşünüyorum?
İlk çocuğumda böyle bir gösteriye katıldığımda çok şaşırmıştım, o an zihnimden geçenleri tahmin edebilirsiniz. Sanırım bir düzen ve disiplin içerisinde yetişmiş bir 80’ler çocuğu olarak, “Farklı yöntemler de mevcutmuş” dedirtti bu bana.
Daha yakından bakınca o üç dakikalık dansın arkasında sessiz bir etik duruş görüyorum: Hiçbir çocuğu dilinden ya da yeteneğinden ötürü geride bırakmamak. Zaten çocuklar yeterince sistemin içinde bunu (rekabeti ve elenmeyi) hissediyorlar. Mükemmel bir performans peşinde koşup bir çocuğun canını yakmaktansa, hepsinin aynı ritimde gülebildiği bir sahne kurmak — belki de asıl başarı budur.
Kreşlerde de benzer programlar hazırlanıyor. Farklı aktiviteler planlanarak daha çok veli-çocuk katılımını destekleyici tarzda oluyor. İşte; annenle veya babanla küçük havuzun içindeki balıkları yakalamaca gibi oyunlar… O yıllarda da bu tür programlarda oldukça eğlendiğimizi, stressiz ve bol neşeli günler geçirdiğimizi hatırlıyorum.
Peki siz ne düşünüyorsunuz? Çocuğunuzun okulundaki şenlikleri nasıl buluyorsunuz? Yorumlarda buluşalım.
Quellen & Weiterführende Links” (Kaynaklar)
Son yorumlar